LA Lakers - Denver Nuggets Playoff maclarinin dorduncusu. Lakers 3-1 one gecti.
Let's go Lakers! Tam bir show business, tam bir senlik..
Showing posts with label amerika. Show all posts
Showing posts with label amerika. Show all posts
Monday, May 07, 2012
LA Lakers - Denver Nuggets
Thursday, May 03, 2012
Chicago 2
Millenium Park'ta Cloud Gate..
Fotograf cekmek icin insani cildirtiyor..
Fotograf cekmek icin insani cildirtiyor..
Ilk gun: Millenium Park, Art Institute of Chicago, Nehir ve Gol turu, Magnificent Mile, Water Tower, Hancock Centre, Oak Avenue ve Astor Street, Drake Hotel, Giordino deep dish pizza, Frog's Bar pan roasted mussels..
Ikinci gun: Chicago Art Institute, Union Station, Carmini, Drake Otel'de caz.
Ucuncu gun: Field Museum, Adler Planetarium, Garret Popcorn, Andy's Jazz Club.
Wednesday, May 02, 2012
Friday, April 20, 2012
Amerika Amerika 6- New York 2.gun
Zaman cabuk geciyor. Yeni dunya gezisine neredeyse bir hafta kaldi. Halbuki gecen yilki New York gezisini yazmayi bitirememistim. Kisa ozet:
İkinci gun kararimiz Brooklyn Koprusunden gune baslamakti. Gezi kitaplarinda metroyla Brooklyn'e gidip kopruyu Manhattan'a dogru yuruyerek gecilmesi tavsiye ediliyordu. Biz de oyle yapacaktik. Kahvaltiyi River Cafede yapmaya karar vermistik. Manzarasi, bahcesi, yeri ile inanilmaz gorunen River Cafe ne yazik ki sabahlari kapaliymis! Brooklyn sokaklarinda biraz yuruyup kopruye girdik, karsiya gectik. Kopru tadilattaydi, iki yani da buyuk brandalarla kapatilmisti, bu acidan talihsiz bir gecis oldu bizimki. Karsiya gecince, metroya binip Greenwich civarina, Union Square'ye gitmeye karar verdik. Zaman geciyordu ve acikmistik.
Union Square, kentin canli merkezlerinden, Zamaninda pek cok politik harekete, aktivistlere ev sahipligi yapmis, simdilerde de green market dedikleri bildiginiz bir pazarin ve ufak tefek elislerinin satildigi tezgahlarin bulundugu bir yer. Meydanin bir kosesinde de kocaman bir Barnes & Noble kitabevi var. Kocaman dedim ya, gercekten kocaman. 5 ya da 6 katli, yuksek tavanli, sessiz, dunyanin kitabini bulabileceginiz, butun gunu gecirebileceginiz bir yer. Ust katinda da guzel bir cafe. Ustelik, "They are proudly brewing Starbucks Coffee."
Kitapcida zaman gecirip, kahvalti edip ciktigimizda; serin bir yagmur baslamisti. Yagmurluklarimiza sarinip, Flatiron Binasi'ni gormek icin yurumeye basladik. Flatiron Binasi, ilginc ucgen sekliyle New York'un turist atraksiyonlarindan. HaritadaN gordugumuze gore, 14.cadde civarindaydik, Broadway uzerinden yuruyup 22-23. cadde civarinda binayi gorebilecektik. Yonumuzu cizip yuruyuse gectik. İnce ince yagmur yagiyordu, ama caddenin hareketliligi, renkleri, insanlar, vitrinler.. cok etkileyiciydi. Kendimizi akisa birakip yuruduk. Yururken inanilmaz bir yer gorduk.
Dean and DeLuca! ne diyeyim, bir mabet! New York ile ilgili pek cok dergi, kitap, filmde gecen mekan, sehirde yerlesik olma ve alisveris yapip eve gidip mutfaga dalma hissi uyandiriyor. Kurabiye kismindan ilginc ve baska yerde deneyemeyecegimiz kurabiyeler aldik, ben bir de kahve. Japon turist gibi gorunmek bahasina epey fotograf cektim, yurumeye devam ettik.
Hava serinlemisti, yagmur hizlaniyordu, saat neredeyse ikiye geliyordu ve biz sabah sekizden beri kisa molalar disinda hep yurumekteydik. Birden, cevrenin tanidik geldigini farkettik! New York filmleri seyretmis olmak bunu ne kadar saglar diye dusunurken, aci gercek yuzumuze carpti! Ters yonde yurumusuz:) Bir gun once gezdigimiz yerlere gelmistik, Soho'ya. Bu, sehirdeki tek kaybolusumuz oldu, daha uzun kalsaydik,daha cok kaybolurduk elbette!
Flatiron Binasi'ni gormekten mecburen vazgecip, vazgecemeyecegimiz Central Park Fayton Gezisi icin metroyla Central Park'a donduk. Park'in 5.Ave girisinde faytonlar sira sira bekliyor. Gozumuze kestirdigimiz birisine bindik.
Faytonlara, normal/regular turlar icin 50 dolar odeniyor. Surucumuz gectigimiz yerleri bize anlatiyordu. Ama yagmur o kadar hizlanmisti ki, biz faytondaki battaniyelere de sarinip daha fazla islanmamaya calistik. Havanin biraz daha guzel olmasini cook isterdim. Surucumuzun aksani ilgincti, 6-7 yil kadar once İskocya'dan gezmeye gelip kalmis megerse. Yagmur altinda Bethesda Cesmesi'ne vardik. Bu meydan ve cesme, parkta fotograf cekmek icin en guzel koselerden birisi. Butun filmlerde, bu arada Angels in America'da gordugumuz bir yer. Angels in America'nin jeneriginde buyuk melek goz kirpardi. Hava o kadar yagmurlu, o kadar islakti ki! Cektigim fotograflar da islak cikti. Cesmenin ruhuna da belki daha uygundu bu.
Tur bitmis, yagmur da mucizevi bir sekilde azalmisti ama suruyordu. Besinci caddeye ciktik tekrar. Bir gun once Apple Store'nin karsisinda gordugum The Plaza'ya girdik. Bizim gibi merakli pek cok turist de otelin giris katini, cicekleri, gorevlileri ilgiyle izleyip fotografliyordu. Saat bese gelmisti, "cay saati" diye dusunerek son derece sik cay servisi yapildigini gordugumuz Palm Court'a girmeyi denedik. Rezervasyonumuz olmadigi icin basaramadik, ama. Kazancimiz, ertesi sabah icin kahvalti rezervasyonu yaptirmak oldu:) Otelin giris katindaki bir cafe'de kahve ictikten sonra tekrar besinci caddeye ciktik.
Ayse alisveris yapacakti, ben de Bulvar boyunca yuruyup MoMA'ya gittim. cuma gunleri MoMA ucretsiz ve saat sekize kadar acik. Muzeye yaklastigimda, giris kuyrugu o kadar uzamisti ki, ucunu bulamamaktan endise ettim; ayip ama sadece shop'a girdim! Shop bile yeterliydi aslinda muzenin neler vaadettigini anlamak icin.
Muzeden cikip caddeden ilerledim, coook yorgundum. Gunes cikiyordu ve ortalik isten cikanlarla kalabaliklasmisti. Kalabaligin icinde butun yorgunluguma ragmen iyi hissettim kendimi. Otele giden sokagin basinda St.Patrick Katedrali'ne girdim. Ziyaretcilerin kalabaligina ragmen, bir sirada oturup dinlendim biraz.
Aksam otelde bulusup yemek yemek ve gormek icin Times Meydani'na yuruduk. Meydanin kalabaligi urktucuydu. Belki cuma aksami oldugu icin belki de hep oyledir, kimbilir? Meydandaki basamaklarda herkes gibi oturup herkesi seyrettikten sonra, kalabaliktan bunalip otellerden birinin roof'una gittik. Gunun yorgunlugunun uzerine orada ictigimiz bir iki kadeh inanilmaz iyi geldi.
Upuzun bir gundu, bir gunde NYC'yi hissetme turu! Ayaklarimizi suruyerek otele donduk, insaat sesi ara ara gelse de derin bir uykuya daldim yataga girer girmez!
Sehri daha iyi tanimak icin bir kac gunum daha olsun isterdim. Gezilesi, gorulesi, alisilasi bir sehir.
İkinci gun kararimiz Brooklyn Koprusunden gune baslamakti. Gezi kitaplarinda metroyla Brooklyn'e gidip kopruyu Manhattan'a dogru yuruyerek gecilmesi tavsiye ediliyordu. Biz de oyle yapacaktik. Kahvaltiyi River Cafede yapmaya karar vermistik. Manzarasi, bahcesi, yeri ile inanilmaz gorunen River Cafe ne yazik ki sabahlari kapaliymis! Brooklyn sokaklarinda biraz yuruyup kopruye girdik, karsiya gectik. Kopru tadilattaydi, iki yani da buyuk brandalarla kapatilmisti, bu acidan talihsiz bir gecis oldu bizimki. Karsiya gecince, metroya binip Greenwich civarina, Union Square'ye gitmeye karar verdik. Zaman geciyordu ve acikmistik.
Union Square, kentin canli merkezlerinden, Zamaninda pek cok politik harekete, aktivistlere ev sahipligi yapmis, simdilerde de green market dedikleri bildiginiz bir pazarin ve ufak tefek elislerinin satildigi tezgahlarin bulundugu bir yer. Meydanin bir kosesinde de kocaman bir Barnes & Noble kitabevi var. Kocaman dedim ya, gercekten kocaman. 5 ya da 6 katli, yuksek tavanli, sessiz, dunyanin kitabini bulabileceginiz, butun gunu gecirebileceginiz bir yer. Ust katinda da guzel bir cafe. Ustelik, "They are proudly brewing Starbucks Coffee."
Kitapcida zaman gecirip, kahvalti edip ciktigimizda; serin bir yagmur baslamisti. Yagmurluklarimiza sarinip, Flatiron Binasi'ni gormek icin yurumeye basladik. Flatiron Binasi, ilginc ucgen sekliyle New York'un turist atraksiyonlarindan. HaritadaN gordugumuze gore, 14.cadde civarindaydik, Broadway uzerinden yuruyup 22-23. cadde civarinda binayi gorebilecektik. Yonumuzu cizip yuruyuse gectik. İnce ince yagmur yagiyordu, ama caddenin hareketliligi, renkleri, insanlar, vitrinler.. cok etkileyiciydi. Kendimizi akisa birakip yuruduk. Yururken inanilmaz bir yer gorduk.
Dean and DeLuca! ne diyeyim, bir mabet! New York ile ilgili pek cok dergi, kitap, filmde gecen mekan, sehirde yerlesik olma ve alisveris yapip eve gidip mutfaga dalma hissi uyandiriyor. Kurabiye kismindan ilginc ve baska yerde deneyemeyecegimiz kurabiyeler aldik, ben bir de kahve. Japon turist gibi gorunmek bahasina epey fotograf cektim, yurumeye devam ettik.
Hava serinlemisti, yagmur hizlaniyordu, saat neredeyse ikiye geliyordu ve biz sabah sekizden beri kisa molalar disinda hep yurumekteydik. Birden, cevrenin tanidik geldigini farkettik! New York filmleri seyretmis olmak bunu ne kadar saglar diye dusunurken, aci gercek yuzumuze carpti! Ters yonde yurumusuz:) Bir gun once gezdigimiz yerlere gelmistik, Soho'ya. Bu, sehirdeki tek kaybolusumuz oldu, daha uzun kalsaydik,daha cok kaybolurduk elbette!
Flatiron Binasi'ni gormekten mecburen vazgecip, vazgecemeyecegimiz Central Park Fayton Gezisi icin metroyla Central Park'a donduk. Park'in 5.Ave girisinde faytonlar sira sira bekliyor. Gozumuze kestirdigimiz birisine bindik.
Faytonlara, normal/regular turlar icin 50 dolar odeniyor. Surucumuz gectigimiz yerleri bize anlatiyordu. Ama yagmur o kadar hizlanmisti ki, biz faytondaki battaniyelere de sarinip daha fazla islanmamaya calistik. Havanin biraz daha guzel olmasini cook isterdim. Surucumuzun aksani ilgincti, 6-7 yil kadar once İskocya'dan gezmeye gelip kalmis megerse. Yagmur altinda Bethesda Cesmesi'ne vardik. Bu meydan ve cesme, parkta fotograf cekmek icin en guzel koselerden birisi. Butun filmlerde, bu arada Angels in America'da gordugumuz bir yer. Angels in America'nin jeneriginde buyuk melek goz kirpardi. Hava o kadar yagmurlu, o kadar islakti ki! Cektigim fotograflar da islak cikti. Cesmenin ruhuna da belki daha uygundu bu.
Tur bitmis, yagmur da mucizevi bir sekilde azalmisti ama suruyordu. Besinci caddeye ciktik tekrar. Bir gun once Apple Store'nin karsisinda gordugum The Plaza'ya girdik. Bizim gibi merakli pek cok turist de otelin giris katini, cicekleri, gorevlileri ilgiyle izleyip fotografliyordu. Saat bese gelmisti, "cay saati" diye dusunerek son derece sik cay servisi yapildigini gordugumuz Palm Court'a girmeyi denedik. Rezervasyonumuz olmadigi icin basaramadik, ama. Kazancimiz, ertesi sabah icin kahvalti rezervasyonu yaptirmak oldu:) Otelin giris katindaki bir cafe'de kahve ictikten sonra tekrar besinci caddeye ciktik.
Ayse alisveris yapacakti, ben de Bulvar boyunca yuruyup MoMA'ya gittim. cuma gunleri MoMA ucretsiz ve saat sekize kadar acik. Muzeye yaklastigimda, giris kuyrugu o kadar uzamisti ki, ucunu bulamamaktan endise ettim; ayip ama sadece shop'a girdim! Shop bile yeterliydi aslinda muzenin neler vaadettigini anlamak icin.
Muzeden cikip caddeden ilerledim, coook yorgundum. Gunes cikiyordu ve ortalik isten cikanlarla kalabaliklasmisti. Kalabaligin icinde butun yorgunluguma ragmen iyi hissettim kendimi. Otele giden sokagin basinda St.Patrick Katedrali'ne girdim. Ziyaretcilerin kalabaligina ragmen, bir sirada oturup dinlendim biraz.
Aksam otelde bulusup yemek yemek ve gormek icin Times Meydani'na yuruduk. Meydanin kalabaligi urktucuydu. Belki cuma aksami oldugu icin belki de hep oyledir, kimbilir? Meydandaki basamaklarda herkes gibi oturup herkesi seyrettikten sonra, kalabaliktan bunalip otellerden birinin roof'una gittik. Gunun yorgunlugunun uzerine orada ictigimiz bir iki kadeh inanilmaz iyi geldi.
Upuzun bir gundu, bir gunde NYC'yi hissetme turu! Ayaklarimizi suruyerek otele donduk, insaat sesi ara ara gelse de derin bir uykuya daldim yataga girer girmez!
Sehri daha iyi tanimak icin bir kac gunum daha olsun isterdim. Gezilesi, gorulesi, alisilasi bir sehir.
Tuesday, February 07, 2012
en guzel balik firinda pismekte olan baliktir
facebook'ta paylasilan ozlu sozlere ve paylasirken yasandigini tahmin ettigim duygu yogunluguna bayiliyorum. "kalp acisi oyle bir acidir ki, sen ey gizemli dostum, sen tut ellerimi ve hic birakma bu menevisli gecelerin karanliginda. Tirmanalim daglarin zirvesindeki pitircikli konaklara" gibi sozlerden bahsediyorum. Evde otururken, boyle bir sozu internette gorup paylasma heyecani, insanlarin bu sozleri like etmesi, sayfalarinda paylasmasi ve hatta..
İste su saat itibariyle ben de benzer bir mutluluk icindeyim ve ozlu bir soz yazdim: "en guzel balik firinda pismekte olan baliktir!"
Gelirken markete ugradim, balik aldim. Firina koydum. Simdi firinin scakliginin onunde oturup onun pismesini beklerken, nasil da sevincliyim!
****
Yeni bir gezi plani: İsimizle ilgili bir odul aldik, mayis ayinda Denver'de odul toreni var. Odul toreninin oncesinde iki gun izin kullanip Sikago'ya ugrayacagiz. Yol arkadasim yine Ayse olacak. Sikago, ABD'de gormeyi en cok istedigim sehirlerden biri, tripadvisor arastirmasina basladim bile! Sehrin mimarisi cok guzel, eminim yine muze gezemeden sadece sokaklarda yuruyecegiz. Heyecanliyim..
İste su saat itibariyle ben de benzer bir mutluluk icindeyim ve ozlu bir soz yazdim: "en guzel balik firinda pismekte olan baliktir!"
Gelirken markete ugradim, balik aldim. Firina koydum. Simdi firinin scakliginin onunde oturup onun pismesini beklerken, nasil da sevincliyim!
****
Yeni bir gezi plani: İsimizle ilgili bir odul aldik, mayis ayinda Denver'de odul toreni var. Odul toreninin oncesinde iki gun izin kullanip Sikago'ya ugrayacagiz. Yol arkadasim yine Ayse olacak. Sikago, ABD'de gormeyi en cok istedigim sehirlerden biri, tripadvisor arastirmasina basladim bile! Sehrin mimarisi cok guzel, eminim yine muze gezemeden sadece sokaklarda yuruyecegiz. Heyecanliyim..
Wednesday, August 31, 2011
amerika amerika 5 - New York birinci gun
Ilk gun icin planimizda Soho, Chinatown, Nolita gibi semtleri gormek, Ozgurluk Heykeli'ni ve klasikfinancial district siluetinin fotografini cekmek vardi. Dedigim gibi, kalis suremiz az oldugu icin muze gezmemeye ve olabildigince cok sokaklarda zaman gecirmeye karar vermistik.
Kahvaltiyi Magnolia Bakery'de yapmaya karar vermistik. Bir gun once Central Park'tan Columbus Av. uzerinden otele dogru donerken Ayse Magnolia Bakery gorup sevinmisti. Magnolia 15 yil once Greenwich'te acilmis, eski zaman pastanelerine benzeyen dekoru ve ev isi kek, corek, pudingleriyle New Yorklularin cok sevdigi bir yer olmus. New York'ta alti dukkana cikmislar. Otelden kuzeye dogru giden metroya bindik ve Magnolia'ya vardik. Icerisi inanilmaz renkli, nefis kokulu, sevimli dosenmis ve kalabalik bir cafe dusunun. Rengarenk cupcake'ler, kek ve corek dilimleri, super bir kahve kokusu, kahvalti eden Newyorker'lar. Ben kendime muzlu bir muffin, kahvenin alameti farikasi olan banana puding ve kahve aldim. Cok tatli kahvaltiyi sevmesem de lezzetli bir kahvaltiyla gune baslamis olduk. Bir kac not: O gune kadar fikrim olmasa da, Magnolia'yi ogrenince, bir kac filmde insanlarin kahvaltida orada bulusmaktan bahsettiklerini farkedip, "ben orayi biliyorum!" diye sevindim. Kahveden cikip metroya dogru yururken, cok guzel sokaklar goruyorsunuz. Bu sokaklar You've Got Mail filminin cekildigi yerlere ne cok benziyor diye dusunurken, filmdeki dukkani gormez miyiz? Gercekte bir butikmis; caminda kocaman afis var ve "film burada cekildi" yazisi. Otelimizin alt caddesinin kosesinde de Magnolia varmis (rockefeller centre subesi) ama gormemisiz, son gun farkettik:)
Sisli ve guzel bir sabahti, once Ozgurluk Heykeli'ni gormek istiyorduk. Metroya binip adanin en guney ucuna gittik. Buradan Staten Island feribotuna binecektik. Ozgurluk Heykeli ve Ellis Adasi icin ozel feribot seferleri de var, ama rehberlerde bu seferlerin seyrek olmasindan bahsediliyor ve SI feribot seferlerinin tercih edilmesi oneriliyor. Bu feribotlar Manhattan ve Staten Adasi arasinda gunde 60.000 yolcu tasiyormus! Ustelik ucretsiz! Biz de feribot terminalinden heyecanla girip feribota bindik. Yaklasik 25 dakika suren yolculukta Bayan Ozgurluk ve Ellis Adasi'nin yanindan geciyorsunuz, bir yandan da filmlerden alisik oldugumuz New York gokdelenlerinin akil almaz profilini gorebiliyorsunuz. Yani biz bunlari gormek istiyorduk ama gidiste hava o kadar sisliydi ki, aniti zar zor gorebildik. Feribotlar 3-4 katli. Dolayisiyla herhangi bir katin gidilecek yondeki balkonunda kendinize yer bulup fotograf cekmek zor olmuyor. Feribottan inip de Staten Adasi'nda gezecek onemli bir sey olmadigini gorunce, hemen geri donup ilk feribota atladik. Bu kez fotograf acisindan nispeten daha sansliydik. Dunyanin dort bir yanindan heyecanli turistlerin arasinda ben de bol bol fotograf cektim.
Chinatown, Soho, Little Italy gibi yerleri gormek istiyorduk. Yer ustunden gidip sehri gorebilmek icin bu kez otobuse bindik. Otobusten Chinatown yakinlarinda oldugumuzu dusundugumuz bir yerde indik. Indigimiz cadde Essex caddesine yakindi. Dolayisiyla Ayse'nin aklina tursucu cocuklarPickleguys geldi. Az bir aramayla dukkani bulduk. NYC rehberlerinde adi epey gecen bu dukkan, Essex caddesinde ayakta kalan tek tursucu olarak isim yapmis. Eski yahudi recetelerine gore uretim yapiyorlarmis. Dukkanin onu de ici de turistler ve meraklilarla doluydu. Biz de birer tursu aldik, fotograflarimizi da cektikten sonra ciktik. Bir not: dukkanda o kadar cok tursu cesidi vardi ki, bize ne istersiniz diye sorduklarinda Ayse'nin agzindan "normal" disinda bir sey cikamadi. Tursucu adam da "neye gore normal, sana gore mi bana gore mi normal nedir ?" gibi sorularla felsefe yapma sansi buldu. Acisiz salatalik tursularimiz, bize gore biraz tuzlu olsa da, coook lezzetliydi!
Tursucudan sonra Chinatown'a yuruduk. Chinatown, kalabalik, cinliler ve turistlerle dolu, ilginc bir yer. Kalabalikligi yuzunden belki, bana cok temiz gelmedi, caddelerinde hizli bir tur atip Little Italy'ye girdik. Little Italy'de her sey Italyan:) italyan bayraklari, cicekler, bolca restoran, kucuk hediyelik esyacilar... Oglen olmustu. Bir restoranda oturup ogle yemegi yedik. Yedigim en guzel gnocchi idi sanirim. Kucuk Italya'nin kuzeyine yani Nolita'ya dogru yuruduk.
Sehrin bu kesimleri yuzyilin basinda parlak gunler yasayip sonra gozden dusen semtler olmus. Sonra genc sanatcilar tarafindan kesfedilip ayaga kalkmaya baslamislar. Simdi butikler, sanat galerileri, ufak dukkanlar, restoranlarla dolmuslar. Her kosede bir yenileme, tadilat isi suruyor. Gencler ve turistlerle dopdolu.
Nolita'da saga sola bakarak yururken, Rice to Riches adli ufak bir yer gorduk. Onu de cok kalabalikti.
Ayse yine heyecanlandi, cunku burasi da pek cok rehber ve blogda adi gecen bir, nasil desem, muhallebiciymis! Icerisi coooook ilgincti! Onlarca cesit aromayla zenginlestirilmis pirinc pudingi (bizim sutlacin koyusu) vitrinde secilmeyi bekliyordu. Amerikan olculerine gore hazirlanmis en kucuk boyu bile bana buyuk gorunen pudingler etkileyiciydi. Dukkan son zamanlarda cok moda olmus. Cok tatli ve cok kalorili olmasina ragmen cok satiyormus. Dukkanin her yerinde, kalorilere, kilolara, sismanliga ovguler duzen afisler asiliydi, cok eglenceli! Italyan gnocchiler beni oyle doyurmustu ki, sutlac yiyemedim ben, sadece Aysenin tabagindan bir kasik aldim. Pek guzeldi.
Butiklerde elbiselere goz atip guzel havanin da tadini cikarirken Soho'ya girdik. Soho da her kosesinde insaatlarin surdugu, yenilenen bir yer. Cok canli, her turden magazanin, sanat galerisinin, restoranin bulundugu, yasayan, New York filmlerinde hep gordugumuz canli bir semt. Magazalar Ayse'yi cok etkiledi! Alisverisle cok ilgim olmadigi icin markalar hakkinda bir sey soyleyemeyecegim, ama magazalar cok etkileyiciydi. Eski, yuz yillik binalarin giris katlarinda, yuksek tavanli, aydinlik, eski ile yeninin karisimi bir sekilde dekore edilmis etkileyici yerler! Arkadasim caddede bir o bir bu magazaya girip tur atarken ben de diger pek cok kisi gibi magaza onlerindeki genis pervazlara oturup gelen geceni seyrettim.
Aksamustune yaklasiyordu. Yorulmustuk. Ustelik Ayse'nin 5.cadde magazalarina bakma benim de ipad2 alma isimiz vardi. Metroya binip Centralpark civarinda bir durakta inip besinci caddeye girdik.
Ben besinci caddenin basindaki Apple Store'a girdim. Cadde seviyesinde buyuk, gorkemli cam bir odadan girip asagiya inilen apple magazasi, cooooook kalabalikti!
Butiklerde elbiselere goz atip guzel havanin da tadini cikarirken Soho'ya girdik. Soho da her kosesinde insaatlarin surdugu, yenilenen bir yer. Cok canli, her turden magazanin, sanat galerisinin, restoranin bulundugu, yasayan, New York filmlerinde hep gordugumuz canli bir semt. Magazalar Ayse'yi cok etkiledi! Alisverisle cok ilgim olmadigi icin markalar hakkinda bir sey soyleyemeyecegim, ama magazalar cok etkileyiciydi. Eski, yuz yillik binalarin giris katlarinda, yuksek tavanli, aydinlik, eski ile yeninin karisimi bir sekilde dekore edilmis etkileyici yerler! Arkadasim caddede bir o bir bu magazaya girip tur atarken ben de diger pek cok kisi gibi magaza onlerindeki genis pervazlara oturup gelen geceni seyrettim.
Aksamustune yaklasiyordu. Yorulmustuk. Ustelik Ayse'nin 5.cadde magazalarina bakma benim de ipad2 alma isimiz vardi. Metroya binip Centralpark civarinda bir durakta inip besinci caddeye girdik.
Ben besinci caddenin basindaki Apple Store'a girdim. Cadde seviyesinde buyuk, gorkemli cam bir odadan girip asagiya inilen apple magazasi, cooooook kalabalikti!
Ipad2 alacaktim, kararliydim, ama magazanin kalabalikligi acayip goz korkutuyordu. Magazada dolandim ve ipad'e nasil ulasacagimi bulmaya calistim. Sonra ellerinde ipadlerle gezen tezgahtarlar dikkatimi cekti. Birine yanastim, bizimkilerin elime verdigi aksesuar listesini de gosterip yardim istedim. Adimi not alip beni bir koseye oturttu. Bir sure sonra bir baska gorevli gelip beni adimla buldu. Once standlar arasinda gezip listedekileri tamamladik sonra da beni cooook uzun bir kuyruga soktu. Ipad2 hayranlari olarak orada bir saatin uzerinde magrur bir sekilde bekledik. Kuyrukta her dilden konusan insanlarla bir arada beklemek cok degisikti:) bir kisi bir kisi daha derken sira bana geldi. Kasadaki cocuga ipad siparisimi verdim, parayi odedim! Iste elimdeydi! Satin alma bitince kasadaki gorevli beni bir baskasina emanet etti ve makinenin ayarlari da yapildi. Gorevini yerine getirmis gururlu bir hayran olarak elimde paketle tekrar caddeye ciktim. Ilk buldugum sokak kafesinde oturup bir kahve ve yaninda da sigarayla guzel New York aksamustunu, telasla oraya buraya yuruyen insanlari seyrettim. Karsimda Plaza Hotel vardi, ama onun hikayesi sonraki gunlerde.
Besinci caddeden asagiya yuruyerek otele dondum. Donerken de otelimizin yerinin ne kadar iyi olduguna bir kez daha sevindim. Otele girdigimde butun gunun yorgunlugu uzerimdeydi. Henuz jetlagi atamadigimi farkettim, ipadle biraz oynadim ve dinlendim. Ayse alisveristen gelince, yemegi yakin bir yerde yiyelim diye dusunup Rockefeller Centre'nin onune gittik. Filmlerde buz pateni alani olarak gordugumuz alt bahce -kizla oglan noel isiklari altinda buz pateni yapanlari seyreder vb vb- hava isininca restoranlara donusuyormus. Rockefeller'in gorkemi ve isiklari altinda cok da ozellikli olmayan bir yemek yedik. Oyle yorgunduk ki, hemen otele donup uyuduk. Gece, daha once bahsettigim, yol insaati bir iki kez uyandirdi, ama oyle yorgundum ki hemen tekrar uykuya daldim.
Besinci caddeden asagiya yuruyerek otele dondum. Donerken de otelimizin yerinin ne kadar iyi olduguna bir kez daha sevindim. Otele girdigimde butun gunun yorgunlugu uzerimdeydi. Henuz jetlagi atamadigimi farkettim, ipadle biraz oynadim ve dinlendim. Ayse alisveristen gelince, yemegi yakin bir yerde yiyelim diye dusunup Rockefeller Centre'nin onune gittik. Filmlerde buz pateni alani olarak gordugumuz alt bahce -kizla oglan noel isiklari altinda buz pateni yapanlari seyreder vb vb- hava isininca restoranlara donusuyormus. Rockefeller'in gorkemi ve isiklari altinda cok da ozellikli olmayan bir yemek yedik. Oyle yorgunduk ki, hemen otele donup uyuduk. Gece, daha once bahsettigim, yol insaati bir iki kez uyandirdi, ama oyle yorgundum ki hemen tekrar uykuya daldim.
Saturday, June 04, 2011
amerika amerika 4 - New York
Soho

Little Italy
Chinatown
Financial District
Bir metro yolculuğundan..
Upper West Side'den
İkinci olarak bir itirafla devam etmeliyim. New York gibi müzeler ve sanatla dolu bir şehirde hiç müzeye gitmedik!! Sokakları gezmek, açık havada olmak bize daha cazip geldi. O yüzden yazıda önünden geçtiğimiz müzelerden bahsederim belki ama müze anlatamayacağım.
New York demekle birlikte, kısa Brooklyn ve Staten Island gezilerimiz dışında Manhattan adasından ayrılmadık. Üçü dışında NewYork'un diğer bölgeleri, Bronx ve Queens.
Manhattan adası 3 ana bölüme ayrılıyor: Downtown, Midtown ve Uptown. Adada bulvarlar (avenue) kuzey/güney; sokaklar da (street) doğu/batı doğrultusunda uzanıyor. Ağırlıklı olarak numaralandıkları için de kaybolmak pek söz konusu değil. Numaraların büyüyüp küçülmesine göre ters yönde gittiğinizi anlayıp yol yakınken değiştirebiliyorsunuz.
Downtown, güney uç. En güney uçta bir zamanlar ikiz kulelerin de olduğu finans merkezi ve hep gördüğümüz gökdelen manzaraları var. Biz Özgürlük Anıtı'nı görmek için feribota gittiğimizde oralardan geçtik. Finans merkezinin üst kısımlarında, batıda Tribeca, SOHO, Greenwich Village diye yükselirken, doğuda da Chinatown, Little İtaly, Nolita, East Village diye kabaca özetleyebileceğim şekilde kuzeye, Midtown'a çıkıyorsunuz. Buraları epeyce gezdik, her bir semtin birbirinden çok ayrı özellikleri var.
Midtown 14 - 59 caddeler arasına verilen isimmiş. Yoğun bir yerleşim, alışveriş ve turist atraksiyonları, müzeler, tiyatrolar..
Central Park'ın da başladığı 59.caddeden yukarı kuzeye doğru Uptown. Parkın iki kenarı çok çok güzel binalar ve müzelerle dolu. Central Park'ın, bizim çıkmadığımız, kuzeyinde Harlem ve İspanyol Harlemi de denilen El Barrio bulunuyor. Ada 210.Caddede bitiyormuş, biz sanırım 80'li caddelerde kaldık.
Şehirde metro ağı oldukça gelişmiş; istediğiniz adette bilet alabilirsiniz, 7 günlük sınırsız bilet seçeneği de var. Metro biletlerini metro istasyonlarından ya da bilet sattığını işaretlerden görebileceğiniz gazete büfelerinden alabilirsiniz. Metro biletleri otobüse binerken duraklardaki makinelerde otobüs bileti edinmek için de kullanılabiliyor. Bolca taksi var. İnsanlar yol kenarında kollarını kaldırarak taksi bulmaya çalışıyorlar. Özellikle akşam saatlerinde ve kalabalık anlarda pek komik manzaralar çıkabiliyor. Bunun dışında, trafik zaman zaman sıkışsa da özel araç kullanımının öyle büyük bir şehirde beklenenden çok düşük olduğunu söylemeliyim. Zaten kitapta yazdığına göre New Yorkluların % 70'i toplu taşım kullanıyormuş, bu oran ABD genelinde % 5 civarındaymış! Biz de metroyu ve bir iki kez de otobüsü kullandık ama genelde hep yürüdük. New York, belki bütün şehirler gibi, yürüyerek gezmek için çok güzel bir şehir.
Tristram Shandy gibi asıl konuya, gezdiğimiz yerlere, giremediğimin farkındayım; ama bugünün yazısı da bu olsun..
Friday, May 27, 2011
homeward bound
Eve donduk!
Dun oglen oranin saatiyle 2'de Orlando'dan baslayan yolculuk bugun aksam buranin saatiyle 5'te bitti. Eve gelmek uc bucuk saati buldu. Aksam is cikisi trafigi ve Istanbul.. Coook ozlemisim!
Dun oglen oranin saatiyle 2'de Orlando'dan baslayan yolculuk bugun aksam buranin saatiyle 5'te bitti. Eve gelmek uc bucuk saati buldu. Aksam is cikisi trafigi ve Istanbul.. Coook ozlemisim!
Thursday, May 26, 2011
amerika amerika 3 - cigarette angel
Orlando, alisverisi sevenler icin tam bir cennet. Zengin outletler insani bastan cikariyor. Outletler disinda bir kac tane de buyuk ve luks alisveris merkezi var. Mall at Millenia bunlardan biri. Uc yil once geldigimizde MM'ye gitmistik, bugun de gittik.
Alisveris yapmayi cok sevmedigim icin, gecen gelisimizde magazalara biraz bakip kapinin onune sigara icmeye cikmistim. Kapinin iki yaninda, kenarina oturabileceginiz minik havuzlar var. Orada oturup sigara icer ve gelen gecene bakarken, yanima cok da tekin gorunmeyen bir genc yaklasip fazla sigaram olup olmadigini sormustu. Ben de sigara vermis ama korktugum icin tekrar iceri girmistim. Iste bugun ayni havuzun ayni kosesinde oturur ve o olayi dusunerek sigara icerken yanima bir kiz yaklasti. Fazla sigaram olup olmadigini sordu. Kiza sigara verdim, verirken de uc yil once ayni seyi yasadigimi anlattim. Epey gulduk, kiz benim uc yilda bir gorunen sigara melegi oldugumu soyledi.
Orlando'ya bir daha yolum duser mi bilmiyorum, duserse gidip yine o kosede oturmak lazim:)
Alisveris yapmayi cok sevmedigim icin, gecen gelisimizde magazalara biraz bakip kapinin onune sigara icmeye cikmistim. Kapinin iki yaninda, kenarina oturabileceginiz minik havuzlar var. Orada oturup sigara icer ve gelen gecene bakarken, yanima cok da tekin gorunmeyen bir genc yaklasip fazla sigaram olup olmadigini sormustu. Ben de sigara vermis ama korktugum icin tekrar iceri girmistim. Iste bugun ayni havuzun ayni kosesinde oturur ve o olayi dusunerek sigara icerken yanima bir kiz yaklasti. Fazla sigaram olup olmadigini sordu. Kiza sigara verdim, verirken de uc yil once ayni seyi yasadigimi anlattim. Epey gulduk, kiz benim uc yilda bir gorunen sigara melegi oldugumu soyledi.
Orlando'ya bir daha yolum duser mi bilmiyorum, duserse gidip yine o kosede oturmak lazim:)
Monday, May 23, 2011
amerika amerika 2

Columbus Bulvarı İlk Akşam

Central Park Bow Bridge - Pek çok filmin yıldızı

Dakota ve ben:)
Sheep Meadow
New York'ta ilk fotoğraf - Central Park Altıncı Cadde girişinden
Orhan Pamuk gibi yazamayacagim kesin, ama ilk aksamimi soyle anlatayim, New York yazilarina giris olsun:
JFK havaalanina indik. (THY ucaklarinin indigi terminal son derece eski ve dokuk bir yer. Sonra Orlando ucagina da JFK'den bindik ve gayet guzel, sik, kocaman bir terminaldi.) Uzun uzun pasaport kuyrugunda bekledik. Havaalani, sonra New York'ta da bolca hissedecegimiz uzere, dunyanin her yerinden insanlarla doluydu. Bu tur bir kalabalik bir yandan insanin yalnizlik hissini buyutuyor, bir yandan da o kadar yabancinin icinde kendisini hayata ait, hayatin icindeki her seyle basa cikabilirmis gibi gormesini sagliyor. Baktiginizda butun kosturmalarina, yuksek sesle konusmalarina ve guvenlerine ragmen herkesin yalnizligini goruyorsunuz cunku. Havaalanindan cikinca taksiye bindik. Kalacagimiz oteli her zamanki gibi booking.com araciligiyla bulmustum. Manhattan Centre Hotel, Besinci Caddeyi kesen sokaklardan birinin icinde ve kalanlarin yorumlarina gore de "tum NY atraksiyonlarina yakin" bir yerdi. Taksiyle ilerlerken, disaridaki manzara hayalimizde canlandirdigimiz NY'a hic benzemiyordu. Yesillik ve dogal bir gorunum, bana Ingiltere'yi; Ayse'ye de diger Avrupa sehirlerini hatirlatti. Sonra yol giderek kalabaliklasti ve ust gecitler, kavsaklar, koprulerle karmasiklasmaya basladi. Sonra Manhattan'a girdik. Ikimiz de cama yapismis disariyi gozluyorduk. Kaldigimiz bolge Manhattan'in Midtown bolgesi, yani adanin ortalarinda bir yer. Filmlerden bildigimiz Grand Station, MetLife binasi gibi tanidik mekanlari gecip ilerledik. Bizim caddeye donerken St Patrick Katedralini ve Rockefeller Binasini, otelin biraz ilerisinde de Radio City Music Hall binasini gorduk; yani gercekten pek cok atraksiyona yakin bir otel bulmusuz. Havaalanindan Midtown yaklasik bir saat suruyor.
Manhattan'da yuksek binalarin, gokdelenlerin coklugu, insanin gozunu korkutuyor. O kadar cok gokdelen var ki! Bazi bolgelerde kendimi bilim kurgu filmlerinde gibi hissettim. Bir yandan da, tum o modern yuksek binalarin yaninda yoresinde eski binalar, tarihi binalar varliklarini surduruyor. New York butun modernligine ragmen agzimda tarihi bir sehir tadi birakti; eski her sey korunmus. Bu durum sonu gelmez bir tadilat, yenileme, insaat faaliyetini de yaninda getiriyor. Manhattan ve Brooklyn'de uc gunluk sinirli gozlemlerimiz boyle hissettirdi.
Esyalarimizi birakip hemen disari ciktik. Amacimiz aksam olmadan biraz cevreyi gorebilmekti. Ucaktan yeni inmis olmanin verdigi bir sarhosluk uzerimizdeydi. Kafamin cevresinde bir yastik varmis gibi sesler uzaktan geliyordu. Ama kendimize ayirdigimiz bu kucucuk tatilin her anini kullanmak icin zorladik kendimizi. (Bu arada, bu mevsimde New York'ta havanin gayet guzel olmasi gerekirken hava bardaktan bosanircasina yagisliydi. Ustelik havaalanindan gelirken bindigimiz taksinin Ozbek soforu havanin daha da bozabilecegini soylemisti.) Kendimizi Central Park'ta bulduk. O kadar yorgunduk ki parka girmek konusunda biraz tereddut ettik, ama girdik. Manhattan gibi bir yerde Central Park gibi buyuk bir yesil alanin kalmis olmasi inanilmaz. CP New York'ta en sevdigim yerlerden biri oldu. Parka girmisken ve yagmur da dinmisken, guzel guzel yuruduk. Sonra haritadan John Lennon'un Dakota'sina yakin oldugumuzu anlayinca, Dakota, John icin yapilan Imagine kosesi ve Strawberry Fields arayisimiz basladi. Ama bu baska bir hikayenin konusu olsun.
New York'u filmlerde oyle cok gormusuz ki, gezerken hep "burayi biliyorum, burayi gormustum" diyorsunuz. Parktan ciktigimizda hava kararmisti, caddeler islakti, isiklar caddelerde parliyordu. Cevreye baka baka ilerlerken, hemen ileride Times Square gorundu. Ayaklarimizi giderek daha cok surudugumuz icin o tarafa yonelmeden devam ettik. Her kosede bildigimiz bir seyleri goruyor ve sehrin bize ne cok sey vaad ettigini dusunuyorduk.
New York gercekten de bir parcasi olmak isteyeceginiz, asla uyumayan bir sehir. Otele donup de yataga kendimi attigimda, bir yandan Strawberry Fields bir yandan da New York New York caliyordu zihnimde. Ilk bayginlikla biraz uyuduktan sonra birden bir gurultuyle uyandim. New York'un bize ilk hediyesi, gece yapilan yol-kanalizasyon tamirati sesi oldu. Oteldeki gorevliler sikayetimizi "burasi NY, ne yapabiliriz?" diye yanitladilar. Caresiz, geceyi ve izleyen geceleri o sesle gecirdik.
Sabah gezmeye basladik..
Subscribe to:
Posts (Atom)